Arama :

Çocuklarda Suçluluk Duygusunun Gelişimi ve Nedenleri

ÇOCUKLARDA SUÇLULUK DUYGUSUNUN GELİŞİMİ VE NEDENLERİ

Suçluluk duygusunun ortaya çıkması ve gelişimi iki ana nedene bağlıdır. Birincisi, çocuğun psikolojik (duygu, düşünce, davranış) gelişimine ait bazı özelliklerin, okul öncesi çağda bu duyguyu pekiştirici bir süreci takip etmesi, ikincisi ise ebeveyn çocuk iletişimi ve etkileşimidir. 2 – 5 yaşları arasında psikolojik gelişimi çocuğun kendini bulduğu ortamın, kısaca dünyanın merkezi olarak gördüğü bir dönemdir. Bu dönemde çocuk çevresinde olan bitenle kendisi arasında doğrudan bir bağlantı kurar. Örneğin anne ve babanın sesleri yükseldiğinde, birbirleriyle tartıştıklarında çocuğun bunun kendisinden
kaynaklandığını düşünmesi kuvvetle muhtemeldir. Yine bu dönemde çocuğun düşünce gelişimiyle ilgili olarak gösterdiği özellik, sadece düşünerek,içinden dileyerek bir şeyleri yapabildiğine inanmasıdır. Örneğin annesine kızgın olan bir
çocuğun, annesinin başına kötü bir şeyler gelmesini o sırada içinden dilemesi, çocuğun hem ciddi bir korku yaşamasına hem de suçluluk duymasına sebep olur. Çünkü çocuk bu olumsuz düşüncesinden dolayı, annesinin gerçekten zarar
görebileceğine inanır. Sadece düşünce ve duygularla dış gerçekliği etkileyebileceği mantığı, çocukta bu dönemde suçluluk hissinin ortaya çıkmasını sağlar. Benmerkezciliğin aşılması ve muhakemenin gelişmesiyle birlikte bu şekilde ortaya çıkan suçluluk duygusunun azaldığını gözleriz. Yine bu dönemin psikolojik gelişim özelliklerinden biri olan mükemmeliyetçilik de çocuğun suçluluk duygularını ortaya çıkartabilir. Çocuk kendini değerlendirirken beklentileri mükemmeliyetçi ölçüdedir. Bir yap-boz’u ilk seferde tamamlamak, bir çizgiyi ilk çizişte en düzgün şekilde çizmek gibi, kendini hatasız ve mükemmel görme eğilimi vardır. Çocuğun kendini böyle algılaması ve kendinden beklentilerinin yüksek olması da zaman zaman onu suçluluk
duygusuna itebilir. Hatta çocukların hatalarıyla karşılaşmamak ve dolayısıyla suçluluk yaşamamak için hatalarını başkalarına yüklediklerini de görürüz. Vazoyu abisi kırmıştır, oyuncağını bahçeye yaramaz tavşanı atmıştır. Bunların yanında o dönemlerde çocuklarda daha çokça tepkisel, anlık dediğimiz davranışlar yaygındır. Çocuk eyleme geçmeden önce düşünüp planlamaz o anı, içinden öyle geçer ve davranır, dolayısıyla bazı olumsuz sonuçlarda bu plansız davranışlar sırasında ortaya çıkabilir. Ortaya çıkan bu nahoş durumla genellikle bir büyüğünün vasıtasıyla yüzleştiğinde de çocuk suçluluk duygularına kapılır.

Örneğin, daha bebek olan kardeşinin gördüğü ilgiye özenen ve heyecanla bebeği doyuran annesinin kucağına, samimi ve olumlu niyetlerle atlayan 3 yaşındaki bir çocuğun bu plansız davranışının çok sevimsiz sonuçları da olabilir ve onun da
beklemediği bu sonuçlar ( bebeğin zarar görmesi, annesinin canının yanması, mamanın dökülmesi vb. ) çocuğun suçluluk hissetmesine yol açacaktır. Duygu ve davranış kontrolünün gelişimiyle birlikte çocuğun buna bağlı nedenlerden dolayı ortaya çıkabilecek suçluluk duyguları da azalacaktır. Bunun yanında çocuğun, kullanılan dili algılama becerisinin gelişiminin okul öncesi dönemde daha çok somut bir özellik gösterdiğini görüyoruz. Dolayısıyla çocuğun kullanılan kelimeleri sözlük anlamlarıyla algıladığını ve zaman zaman yetişkinlerin kullandıkları dildeki soyutlamayı kavrayamadığını biliyoruz. Ebeveynin şaka olarak söyleyebileceği şeylerin, çocuk tarafından ciddiye alınabileceği unutulmamalıdır. Örneğin, babasından gördüğü aşırı sevgi gösterisinden biraz da sıkılan kız çocuğunun “öf sıkıldım” demesinin ardından babanın “sen bizim kızımız olma o zaman, git başkasının kızı ol” demesi çocuğun hem suçluluk duymasına hem de gerçekten böyle bir şeyin gerçekleşebileceğinden şüphelenmesine yol açar. Çünkü dili somut algılar.

Yine duygular ve etkileri hakkında pek fazla bilgisi olmayan bu dönem çocuklarının annenin söylediği “git seni sevmiyorum artık, sen benim çocuğum değilsin” gibi bir kızgınlık ifadesi gerçekmişçesine algılanıp, yine korku ve suçluluk duyguları uyandırır. Halbuki duygular ortama ve şartlara bağlı olarak değişkenlik gösterebilir, ama anne – oğul olma durumu değişmez, çocuk bunu o yaşlarda idrak edemez.

Ebeveyn çocuk iletişimi ve etkileşimine baktığımızda;

Çocuğun kendini tanıma sürecinin ( benlik bilinci ve kavramının ) anne, baba, çocuk iletişiminden doğrudan etkilendiğini bilmekteyiz. Bir diğer deyişle anne ve baba çocuğun kendini tanımak için baktığı birer aynadır. Anne ve babanın çocukla ilgili değerlendirmeleri, çocuğu nasıl birisi olarak gördükleri çok önemlidir. Çocuktan beklentileri yüksek olan anne – babaların çocuklarında yetersizlik duygularıyla karışık suçluluk duygularının da ortaya çıktığını gözlemekteyiz. Çocuğu suçlayıcı ve yargılayıcı bir dille eleştirmek de onun suçluluk duygularını pekiştirici bir etkendir. Yaşına uygun bir dille yol göstermeyen konuşmalar, çocuğu çaresiz ve suçlu hissettirir. Eleştirinin sürekli kullanılması, çocuğun kendini sürekli hata yapan biri gibi hissetmesine ve bundan dolayı suçluluk duygularına kapılmasına sebep olacaktır. Çocuk hata yaptığında gelecek tepkinin suçlama olacağını bir süre sonra tecrübeyle öngördüğünde gerçekleri saklamaya da başlayabilir. Bu kısır bir döngü yaratarak hem yalancılıktan dolayı suçluluk duymasına hem de daha çok tepki almasına sebep olacaktır. Anne ve babanın çocuğun hatalarına karşı nasıl bir tepki gösterdikleri, çocuğun suçluluk hislerini etkileyen önemli etkenlerdendir. Ahlaki değerlerin eğitimi sırasında anne ve babanın çok titiz davranması ve “ideal çocuk” yetiştirme çabaları da, çocukta suçluluk duygularını arttırabilir. Bütün arkadaşlarını sevmelisin, onlara iyi davranmalı, incitmemelisin gibi bir değeri verirken, çocuğun bunun dışında davrandığında veya hissettiğinde suçlu hissetmesine de yol açmaktayız. Çocuk bu “ ideal çocuk “ kalıbına uygun olmayan şekilde davrandığında suçluluk duyguları ağır basar. Olumsuz duygularından dolayı kabul edilmeyen çocuklarda, bu duyguları yaşadıkları için suçluluk duyarlar. Annenin, kızgın ve üzgün olan oğluna “ağlama, benimle
konuşurken sakın ağlama” demesi çocuğun hem kendini anlaşılmamış hissetmesine, hem de duygularından dolayı utanç ve suçluluk hissetmesine yol açacaktır. Korkularından, kızgınlığından, üzüntüsünden dolayı tepki gören çocuklar, bir süre sonra bu duygularından dolayı suçluluk hissetmeye başlarlar.

Manevi değerleri verirken de özenli olmaya dikkat etmek gerekmektedir. Allah, öte dünya, ölüm gibi konuları anlatırken çocuğun yaşı ve bu konuları kavrama olgunluğu göz önünde bulundurulmalıdır. Allah onu hep gözleyen ve hata yaptığında gören ve ceza veren bir üçüncü göz olarak yansıtılmamalıdır. Çünkü çocuğun bu bilgiyle yaşayabileceği baskı ve suçluluk duygusu kişilik gelişimi açısından da olumsuz etkiler yaratır.

Bedenini keşfetme ve tanıma sürecindeki çocuğun bundan dolayı tepki görmesi de suçluluk duygularını arttırır. Kız ve erkek olmanın farklarını merak eden, bunlarla ilgili bilgi toplamak isteyen, kendi bedenini yoklayan çocuğun bütün bunlardan dolayı suçlu hissettirilmemesi gereklidir. Konuyla ilgili sorduğu sorular yaşına uygun şekilde ve oranda cevaplandırılmalı ve bu soruları sorduğundan dolayı azarlanmamalıdır.

Henüz hazır olmadığı durumlarla ilgili beklentiler de çocuğa suçluluk hissi yaşatabilir. Henüz paylaşmayı bilmeyen ve her şeyin kendisine ait olduğunu zanneden 2,5 yaşındaki bir çocuktan paylaşması beklenmemelidir. Başka çocuklarla karşılaştırma yaparak küçük düşürmemeye özen göstermelidir.

Sosyal ortamlar içerisinde yapamadığı, beceremediği işlerle ilgili çevreye şikayette bulunulmamalıdır.

Çocuğun, sürekli başkalarını mutlu edecek şekilde davranması ve çocuğun başkalarının duygularından sorumlu hissettirecek şekilde eğitilmemesi gereklidir. Örneğin, “ ama bak dede çok üzülür öpmezsen, baban çok üzülür bu
şarkıyı söylemezsen “ gibi ifadeler, çocukta hem duygusal bir baskı yaratır, hem de başkalarının isteğine göre davranmadığında suçluluk duyguları yaşamasına sebep olur.

Psikolojik anlamda bireyselleşme yolunda olan çocuğun inatlaşması, hayır demesi, özellikle anneye karşı gelmesi doğaldır. Çocuk, anneden ayrı düşünme, hissetme ve davranma becerilerini geliştirirken, onu iter kendinden uzaklaştırır.
Annenin bunun farkında olması ve bunu “kişisel algılamamaya “ özen göstermesi çocuğun bu uzaklaşmadan dolayı suçluluk yaşamasını önler. Fakat eğer anne çocuğun bireyselleşmesine tepki duyacak şekilde davranırsa çocukta
annesinden ayrışma çabasından dolayı suçluluk duyabilir.

• Çocuğun psikolojik gelişiminden haberdar olup, beklentilerimizi buna uygun ayarlamamız gerekir.

• Çocuğu hatalarından dolayı suçlayıcı bir dille eleştirmeyelim.

• Olumsuz duygularını kabul edelim, örneğin ağlamasından dolayı ona kızmayalım.

• Büyük tepkiler alacağından korkan çocuk, yalana başvuracaktır. Bundan dolayı daha da suçluluk hissedecektir.

• Manevi değerler konusunda eğitim çocuğun yaşına uygun bir dille gerçekleştirilmelidir.Manevi eğitim verirken suçluluk duyguları yaratmayalım.

• Çocuğun kendi bedeni ve başkalarının bedeniyle ilgili yaptığı sorgulamaları azarlamadan, yine uygun bir dille cevaplamalıyız.

• İdeal çocuk yetiştirmeye çalışmak, çocuğu suçluluk duygularına yönlendirebilecek bir tutumdur.

Adres : Cemil Topuzlu Caddesi, Tavukçuoğlu Apt. No: 33/3, Çiftehavuzlar - Kadiköy/İstanbul - Tel: 0216 302 69 54