Arama :

ANNE-BEBEK GÜVEN BAĞI VE GÜVEN BAĞI OYUNCAĞI

ANNE-BEBEK GÜVEN BAĞI VE GÜVEN BAĞI OYUNCAĞI

Bağlanma, bebek hayali, isteği ve anne-babanın kendi bebeklik ve çocukluklarına dair duygu ve tecrübelerinin işin içerisinde olmasıyla başlar. Bebek önce anne ve babasının hayalinde (psikolojik dünyalarının içinde) var olur. Anne ve babanın bebeğe duygusal olarak bağlanması, bebek dünyaya gelmeden çok önce başlar. Bağlanma, tüm canlıların yaşamlarını kurmaları ve devam ettirmeleri için gerekli doğal bir süreçtir. Doğa içerisinde yaşam mücadelesi veren pek çok canlı gibi biz de var olmak ve yaşamımızı güvenle devam ettirebilmek için bağlanırız. İnsan olmak ise, doğada var olma mücadelesinin üzerine inşa edilen farklı süreçlerin, rol oynadığı bir durumdur. Bebek daha doğmadan, anne ve babasının iç dünyasında yer almaya, ete kemiğe bürünmeye başlamış, insan olması, kişiliğini oluşturması için gerekli olacak psikolojik ortam, onun için hazır edilmeye başlanmıştır. Bebek de, bağlanmaya, bağlanacağı birey(ler)i, bulmaya doğru bir miktar programlanmış olarak doğar. Memeyi, ilk ağız sütünün kokusundan bulmayı bilir, o sütün kokusu ona tanıdıktır, çünkü dokuz ay, anne karnında bu kokuyu bilerek büyür. Ancak sadece bu değil! Sesini bir süredir duyduğu, bu önemli şahsı görmeyi, göz göze gelmeyi de bilir. Ayrıca buna ihtiyacı vardır. Bağlanmak, güvende hissetmek, kendini teslim edip, bırakabilmek, uyumak, büyümek, büyümek için… Hamilelik döneminde, annenin kendi bebekliğinde yaşadıkları, kendisinin annesi ve babası ile olan duygusal bağlanma sürecinin özellikleri, canlanmaya başlar; annenin iç (psikolojik) dünyası, doğacak bebeği ile kuracağı bağlanma ortamına doğallıkla, kendiliğinden yansıyacaktır. Bebek, öncelikle annesinin iç dünyasında var olacak, ardından doğum sonrası, bebek ile annenin ortak içsel dünyaları oluşacaktır. Bu ortak psikolojik dünya, bebeğin kendi, bireysel (iç dünyasını) oluşturması, bağımsız bir birey olması yolundaki ön hazırlıktır. Yani bebeğin benliğinin oluşumu ilk başta annesinin o bebeği tanıma, anlama isteği ile kurduğu hayaller ve kurgularla başlar. Bebek, annesinin onu tanıma, anlama isteği olmadan psikolojik anlamda bir varlık gösteremez. Bağlanma hemen her şartta oluşan doğanın, canlıları hazırlamış olduğu bir süreçtir. Anne hangi duygu durumunda olursa olsun, bir şekilde bebek ile bağlanacaktır ve bebek bu bağlanmaya hazırlıklı olarak doğar. Bebeğin doğumuyla birlikte, pratik anlamda pek çok konunun da (besleme, emzirme, uyku düzeni, gaz, kolik meseleleri, bebeğin çişini, kakasını rahatlıkla yapıp yapamadığı, varsa alerjik reaksiyonlar, anne ve bebekteki uykusuzluk vb.) halledilmesi, bebek ile anne arasında psikolojik uyumun sağlanması süreçleri ile birlikte yürür. Bu dönemde anne ve baba’nın birbirlerine destek olmaları, aile yakınlarından duygusal anlamda destek görmeleri ve bazı gerekli hallerde pratik anlamda yardım almaları rahatlatıcı olacaktır. Çoğu durumda, anne kendi annesinden veya kayınvalidesinden, eşinden ve varsa bakıcıdan destek görür. Annenin cesaretlendirilmesi ve anneye güven verilmesi çok faydalı olacaktır. Gelen ilk bebekse, minnacık bebeği yıkamak bile anneyi kaygılandırabilecek bir mesele haline gelebilir, anneye ve babaya duygusal destek, güven verici ilgi ve alaka bu dönemde ilaç gibi gelecektir. Yeni doğanın anne ve babası oldukça kaygılıdır, bebeklerine hiçbir şey olmayacağını hissetmek, yani güvende hissetmek isterler. Bu yüzden, aile yakınlarının, fark etmeden yapsalar da eleştirel tavır ve davranışlardan uzak durmaları çok işe yarayacaktır. Kimi durumlarda, anne ve baba yakın çevrelerinden yardım alabilecek halde ve konumda olmayabilirler; böyle durumlarda, çocuk büyütmüş diğer ebeveynlerden, arkadaşlarından, çevrelerindeki güven verici, olumlu yaklaşımları olan insanlardan yardım alabilirler. Hamilelik döneminde, mümkünse beraberce gidebilecekleri, konu ile ilgili kurs ve eğitimlerden de faydalanabilir, orada tanışacakları benzer durumdaki başka anne-baba adayları ile paylaşımlar, yaşadıkları süreçte tek başlarına olmadıklarını hissettirecek ve güven duyguları artacaktır. Bütün bu destek ve yardımlara rağmen kimi zaman, anne ve baba pek çok nedene bağlı olarak psikolojik anlamda, bu dönemde büyük zorluklar yaşayabilirler. Özellikle anneler doğum sonrasında, çok sıkıntılı duygu durumlarına girebilirler, bu durum çok yoğun ise ve lohusalık denilen dönemden sonra da aynı yoğunlukla sürerse, konu ile ilgili bir doktora başvurmakta fayda vardır. Bunun için eş veya yakın aile çevresinin duyarlı ve ilgili olması, durumu olabildiğince erken fark edip, anneyi panikletip üzmeden onu uzman bir doktora yönlendirmesi, kısacası annenin psikolojik durumunun düzeltilmesi gerekmektedir. Uzman doktorun önerileri doğrultusunda, annenin psikolojik açıdan da yardım alması, gerekli durumlarda psikoterapi görmesi, bebek-anne ilişkisinin güzel ilerlemesi açısından faydalı olacaktır. Günümüzde artık pek çok annenin, daha önceden bilinen orandan daha fazla bir oranda doğum sonrası depresyon (post-partum depresyon) yaşadığı bilinmektedir. Hatta konu ile ilgili kitaplar son yıllarda daha çok yayınlanmaktadır. Pek tabii ki tüm olanları bazen çaresizlikle seyreder konumda kalan babalar da kaygılanırlar ve ne yapacaklarını bilemeyebilirler. Babaların da cesaretlendirilmeye, güvene, anlaşılmaya ihtiyaçları vardır. Bizim toplumumuzda bu ihtiyacı biraz anlamazlığa geliyoruz galiba… Babaların ilk aylardaki anne-bebek ilişkisine psikolojik anlamda katılmaları biraz zaman alabilir. Annelerin ve diğer aile bireylerinin, babaları cesaretlendirmeleri, baba-bebek ilişkisinin gelişmesine yapıcı bir şekilde katkıda bulunmaları, babanın kaygılarını azaltıp, moralini yükselterek, bebeğiyle duygusal ilişki kurma girişimlerini destekler. Baba’nın duygusal anlamdaki varlığı, ilgisi, anne-bebek ilişkisine de çok yararlı olacak, bebeğin benliğinin gelişmesini, olumlu yönde etkileyecektir. Bebeklerle ilgili yapılan araştırmalarda, son 20 yıl içinde çok yol alınmıştır ve bebeklerin nasıl büyüdüklerine dair bilgiler, giderek daha da çoğalmaktadır. Bunların kimi, doğrudan bebekleri gözlemlemeye dayalıdır, kimi araştırmalar, bebeklerin daha çok fiziksel anlamda beyin ve sinir sistemlerinin gelişimi üzerine odaklanmıştır. Farklı alanlarda yürütülen bu çalışmaların sonuçları, bebeğin gelişiminin doğum sonrasında, ilk aylar ve yıllar içinde hızla ilerlediğini ve bebeğin gelişiminin, onu büyüten birey(ler) ile olan ilişki ve iletişimi ile alakalı olarak ele alınabileceğini göstermektedir. Yani, bebek büyüme sürecinde (en az) bir, “diğer insanın” bağlılığı, duygusal yakınlığı olmadan büyüyemez, var olamaz. Aslında bu bilimsel sonuçlar, bize sağduyu ve akılla varabileceğimiz bir şeyi de söyler, bebek tek başına var olamaz ancak ona bakacak, duygusal olarak da ilgilenecek, insanlar ile kurduğu ilişki ağı ve sistemi içinde varolabilir bu hem fiziksel varlığını sürdürebilmesi için gereken bir durumdur hem de psikolojik varlığını, kimliğini kurabilmesi için gereklidir. Peki, bu aslında basit gibi görünse de incelikli ve karmaşık süreç, nasıl gelişmektedir? Bunun, tüm detayları henüz daha bilimsel açıdan tam olarak açıklanamamış olsa bile, bebek gelişimi ile ilgili araştırma sonuçlarının bize söyleyebileceği pek çok bilgi de vardır. Bunlar arasında psikolojik gelişim açısından önemli olanları incelersek eğer; bağlanma süreci ve bunun nasıl oluştuğuna dair bilgilere dikkat etmemiz yerinde olur. Bebeğin anne ve babasına bağlanması, bebeğin psikolojik gelişimi ve benliğini, kimliğini oluşturması açısından önemlidir. Bunun için anne ve babanın, bebeğinin iç dünyasını bir miktar anlamaya meyyal olması gerekmektedir. Yani altı temiz, karnı tok, gazı yok, uykusunu da aldı bu niye ağlıyor ki, demek yok! Bebek ilişki, yakınlık, bağlanma ile ilgili güven ve teyit arıyor olabilir, sıkılmış oynamak istiyor olabilir, annesini görmek istiyor olabilir, kaygılanmış olabilir, üzüntülü olabilir. Evet, bebekler de çok erken aylardan itibaren bunları hissedebilir. Annenin bebeğinin gerçek duygu ve tepkilerini görmesi ve anlaması bunları, uygun bir ses tonu, jest ve mimiklerle, bebeği ile iletişiminde kullanması bu bağlanmayı geliştiren unsurlandandır. Zaten pek çok anne bunu doğallıkla yapar, ‘Neredeymiş benim bebeğim, canı mı sıkılmış bak bak, oyun mu oynamak istiyor’, ya da göremeyince, beni mi özlemiş’ gibi. Bu konuşmaların doğallıkla ve bebeği anlayıp yatıştıran bir ses tonu ve tavır ile yapılması bebeği rahatlatacaktır ve güvende hissettirecektir. Bunu her an yapmak ya da abartılı yapmaktan çok bebeğin ihtiyacına odaklı olarak, doğallıkla yapmak uygun olacaktır. Bebeğin yatıştırılmaya ihtiyaç duyduğu anlarda daha çoklukla yapılabilir, böylelikle bebek, kendisini teslim almış olan yoğun ve ham, daha çok bedeninde hissettiği, karmaşık duygu durumları ile daha rahat başa çıkabilecektir. İlk aylarda bağlanma sürecinin gereklilikleri, bebeğin bakımı ve uykusuzlukla birlikte çok zorlayıcı olabilir ve anneye kendisini sanki esir alınmış gibi bir durumda hissettirebilir. Bu yüzden, annenin de bebek uyurken, iş yapmak yerine, uyuması ve dinlenmesi çok yerinde olur. Diğer işler için çevredekilerden bol bol yardım isteyerek, annenin de gün içinde dinlenebileceği zamanlar yaratılmalıdır. Uyku dışında kalan zamanda, ilk aylarda bebek, anne ve babanın yakınlığını duyuları(koku, ses,dokunma,görme,tat alma) ve kurulan duygusal yakınlıkla hisseder. Beslerken anne ile göz göze gelmek, birbirinin varlığında ısınmak her ikisine de iyi gelir. Bebek annenin kucağında, onunla göz göze, beslenirken mutlu, rahat, dengeli bir duygu durumundadır. Yani iç dünyasının dengesi yerindedir. Hep de bunu arar ve bu dengeyi, huzuru, mutluluğu bulmaya çalışır. Bu dengelenme durumu, bebekte rahatlık ve güven yaratır. Bu sadece beslerken olabilecek bir şey değildir, gündelik yaşamın rutini içinde de, anne veya babasının kucağında, fiziksel ihtiyaçları giderilmiş, psikolojik ihtiyaçları da giderilme yolunda olan bebek güvenle bağlanır. Anne bebek arasındaki bu güven bağını temsil eden, (dokunma duyusuna hitap eden)yumuşak bir oyuncağı, daha bebek doğmadan seçmek ve hamilelik sırasında da o oyuncağı kucaklamak, sonrasında bebek ile oyuncağı da bir araya getirmeye özen göstermek çok yararlı bir çaba olacaktır. Bizim kültürümüzde, bu tip oyuncakların (ayıcık, bebek, veya battaniye, yastık) bağımlılık yapması korkusu yaygındır. Halbuki, anne-bebek güven bağını temsil eden ‘güven oyuncağı’ giderek büyüyen bebeğin, annesi ile olan yakınlığını hissetmesi, annesini göremediği anlarda o oyuncağıyla birazcık avunup rahatlaması, uykuya dalarken oyuncağına sarılarak uyuması, hem anneyi hem bebeği daha mutlu hissettirecektir. Bizim kültürümüzde, ‘güven bağı oyuncağı’ henüz anlaşılamayan bir durumdadır. Bebeklerin pek çoğu, annelerinin vücut parçalarına (boyundaki bir ben, kulak memesi, saçları, dudak veya ağzı) dokunarak uykuya dalmayı öğrenirler. Bu, pek çok durumda, çocuk büyüse de devam eder, çocuklar bir türlü ten teması, olmadan uykuya geçişi sağlayamazlar, ya da uykuya dalma hep bir mesele haline gelir. ‘Güven bağı oyuncağı’ sadece uyku için değil, sakinleşmeye ihtiyaç duyulan anlar için de çok faydalıdır. Bu tip bir oyuncak çocuğunuzun 15 aylıktan itibaren başlaması ihtimali olan ‘negatif dönem’ zorlukları ile başa çıkmanızı da kolaylaştıracaktır. Bu oyuncak çok sık yıkanmamalıdır, çünkü kokusu önemlidir. Dokunuşu ve kokusu ona güven ve rahatlık verecektir. Bu tip bir oyuncak genelde görevini 5-6 yaşlarına kadar tamamlar. Bu yaşlara kadar aynı oyuncağın kullanılması önemlidir. Bu tabii ki zorlayarak yapılacak bir şey değildir, zaten bebekliğinden beri alıştığı oyuncağını hemen her çocuk doğallıkla sahiplenir. Bu tip bir oyuncağa anne ve babanın da olumlu hislerle bakmaları çocuğu daha da iyi hissettirecektir. Çocuğun zaman içerisinde kendi kimliğini bulabilmesi ve olgunlaşabilmesi için güvenli bir bağ kurulması önemlidir. Bunun yanı sıra, giderek büyüyen çocuğun bireyselleşme sürecini de yaşı ve ihtiyaçlarına bağlı olarak dengelemek yararlı olacaktır. Güvenli bağ kurmanın her şart için kullanılabilecek tek bir formülü yoktur fakat temelde anne ve babanın, bebeğe sahip çıkması, koruması, sevgi ve şefkat göstermesinin yanında, onunla samimi olarak ilgilenmesi, yani “Bebeğim hakikaten ne hissediyor olabilir,”diye anlamaya çalışması, iyi bir başlangıç olacaktır. Bütün bunlar da kendiliğinden, zorlama olmadan olur. Anne ve baba’nın, bebeğin iç dünyasını anlaması ve abartıya kaçmadan bunu bebeği ile yumuşak yumuşak, yatıştırıcı bir ses tonuyla konuşmasına yansıtma işlevi(reflective functioning) diyoruz. Burada yansıtma kelimesinden kasıt şudur; anne ve babanın bebeğin o sırada duygusal olarak ne halde olduğunu anlamaya yatkın olup bunu da usulca, sakince, bebeğe huzur verecek bir şekilde jest mimik ve seslerle, konuşmalarla ifade etmesidir. Yansıtma işlevi kullanan anne ve baba, bir kere bebeğinin bedeni ile hissettiği ham duygu durumlarının dönüşmesine, yani bebeğin kendi iç dünyasını sadece bedeniyle hissetmesi yerine bunun ne anlama geldiğini bilmesine yardımcı olur. Bu durum bebeğin bir anlam dünyası kurmasına olanak sağlar, buna da zihinselleştirme (mentalization) diyelim çünkü tecrübelerimizi, zihnimizle, anlamlandırırız. Böylelikle bebek, ham hislerine dair bir bilgi edinir, bu süreç bebeğin, yavaş yavaş geliştireceği bir süreçtir. Ham duygular ilerde söze dökülebilecek hale bu şekilde dönüşür. Bebeğin, küçük çocuğun zihninde artık o bedensel, ham duyguların bir anlamı ve bilinci oluşacaktır. Üstelik bebek bu durumda anlaşıldığını hissettiği için, yaşı ilerleyip kendini, sözle ifade ettiğinde anlaşılacağına dair umudu olacaktır. Bedende hissedilen ham duygu durumları, eğer zihinselleştirme imkanı doğmaz ise, ham kalmaya devam eder ve çocuk ilerleyen yaşlarında kendisini fiziksel olarak ifade eder yani, vurur ısırır üstelik, coşkulu olsa da bunu yapar. Örneğin arkadaşı gelmiştir mutluluktan uçuyordur, koşar arkadaşını yere devirir. Uygun bir şekilde yansıtma yapılamayan bebek, sakinleşmekte çok güçlükler yaşar ve duygu durumu giderek hararetlenir, devamında kaygı ve paniğe de kapılabilir. Bebeklik döneminde, sakinleştirilemeyen, yatıştırılamayan bebekler kaygıya meyyal olabilirler. Annenin yatıştırıcı olması ve bebeğin iç dünyasını dengeleyici bir rol oynaması, bebeğin psikolojik gelişimi açısından pek kıymetlidir. Bu bebekle durmamacasına konuşmak, sürekli yorum yapmak, her şeyi mantıklı izah etmek değildir! Duygusal anlamda, bebeğin gerçekten ihtiyaç duyduğu anlarda orada olmak ve bebeği duygusal olarak kavramak, yansıtma işlevini kullanarak onu sakinleştirmektir. Bizim kültürümüzde ‘bebektir, anlamaz’ inancı yaygındır, aslında bu inancı şu şekilde değiştirmemiz yerinde olur, ‘bebek, anlar da anlatamaz’. Minicik bebeğin anlaması tabii ki bir yetişkinin anlaması gibi olmayacaktır. Bebeklik zamanında yaşananların büyük bir kısmı henüz zihinselleştirme gelişmemiş olduğu için farklı bir şekilde hafızaya depolanır, bu daha çok bir işi ancak yapınca hatırladığımız çeşit hafızadır. Daha çok bedensel, duyularla hissedilen, belirli hareketleri tekrarladığımızda, ya da duyularımızla (koku, tat alma, dokunma, işitme, görme) bir tecrübe yaşadığımızda canlanan bir hafızadır. Yetişkin olduğumuzda, sebebini bilmediğimiz bazı davranışlarımızın altında, kimi zaman, bebeklik döneminin bu şekilde depolanmış olup dile getirilemeyen tecrübeleri vardır. Bunlar bir anlam veremediğimiz ama hissettiğimiz şeylerdir. Bebeklik dönemi ile ilgili yaşantılarımız bizi yetişkin olsak da etkilemeye devam eder. Ama biz aradaki bağlantıyı kuramayız. Herhalde bu yüzden olsa gerek, şimdiye kadar pek çok uzman, bebeklik dönemi ile ilgili pek bir şey hatırlanmadığını söylemiştir. Bağlanma, anne ve bebek tarafından ortak olarak, uyumla oluşturulan, doğallıkla gelişen bir süreçtir. Her anne ve bebek birbiriyle bağlanır, ne şekilde bağlanırlarsa bağlansınlar, bebek, bu bağ içerisinde hem fiziksel hem de psikolojik olarak kendisini geliştirir. Güvenli bağlanma, bebeğin kendisine gerçekçi bir şekilde güvenen bir çocuk olarak büyümesine katkıları yoğundur.

Adres : Cemil Topuzlu Caddesi, Tavukçuoğlu Apt. No: 33/3, Çiftehavuzlar - Kadiköy/İstanbul - Tel: 0216 302 69 54